[contact-form-7 id="78" title="Schedule a Visit"]

Schedule a Visit

Nulla vehicula fermentum nulla, a lobortis nisl vestibulum vel. Phasellus eget velit at.

Call us:
1-800-123-4567

Send an email:
monica.wayne@example.com

Retina ve Lazer Uygulamaları

Türk Diyabet Derneği’nin verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 6.5-7 Milyon diyabetli vardır. Bu da tüm popülasyonun % 10’una tekabül eder.
Diyabetik olgularda körlük ve ileri derecede görme azalması gelişimi diyabetik olmayan popülasyona göre yaklaşık 25 Kat daha fazladır.
Yapılan çalışmalar göstermiştir ki 25-65 yaş arası populasyonda en sık körlük nedeni şeker hastalığına bağlı göz komplikasyonları nedeniyledir.

Epidemiyoloji

Diabetes mellitus (DM) tüm dünyada sağlığı olumsuz etkileyen epidemik bir salgın niteliğinde kabul gören sistemik bir hastalıktır. 2013 yılı itibari ile dünyadaki diyabetli hasta sayısı 382 milyon iken bu sayının 2035 yılında %55 oranında artarak 592 milyona, 2040 yılında da 642 Milyona ulaşacağı öngörülmektedir (1). Bu artışın başlıca nedenleri nüfus artışı, yaşlanma ve kentleşmenin getirdiği yaşam tarzı değişimi sonucu obezite ve fiziksel inaktivitenin artmasıdır. T.C. Sağlık Bakanlığı’nın sahada lojistik işbirliği ile gerçekleştirilen ‘Türkiye Diyabet, Hipertansiyon, Obezite ve Endokrinolojik Hastalıklar Prevalans Çalışmaları’ (TURDEP) kapsamında Türkiye’de tip 2 diyabet sıklığının son yıllarda, önceki yıllara göre önemli derecede arttığı ve DM sıklığının %13.7’ye vardığı görülmüştür.  1998’de yapılan TURDEP-I’e göre, yeni tamamlanan TURDEP-II çalışmasında Türkiye’de diyabet 12 yılda diyabet sıklığı %90, obezite ise %44 artmıştır. Sonuçlar, ülkemizde obezite ve diyabetin en önemli toplum sağlığı sorunları olduğuna işaret etmektedir.

Dünyadaki pekçok ülkede çalışma yaş grubundaki erişkin popülasyonda önlenebilir körlüğün en önde gelen sebebini diyabetik retinopati (DR) ve diyabetik maküla ödemi (DMÖ) oluşturmaktadır. DM’un mikrovasküler bir komplikasyonu olarak da tanımlanabilen DR tüm diyabetli bireylerin 1/3’ünü etkileyebilmektedir. Diyabetin süresi ile orantılı olarak DR ve DMÖ insidansı artmaktadır. Amerika’da yapılan istatistiksel çalışmalar, 20 yılın üzerindeki Tip 1 diyabetlilerin %90’ında Tip II diyabetiklerin de %60’ında DR bulgularının görülebildiği raporlanmıştır. Türkiye’de Türk Diyabet Derneği verilerine göre ortalama 6.5-7 Milyon civarında diyabetli vardır. Bu da tüm popülasyonun %10’una tekabül eder. Yıllar içinde Türkiye’deki diyabetli olgu prevalansı hızla artmaktadır ve uluslararası epidemiyolojik verilerle kıyaslandığında, Türkiye diyabet prevalansının en hızlı artış gösterdiği ülkeler arasında yer almaktadır. (Şekil 1)

Diabetik retinopati (DR), retinadaki prekapiller arteriyolleri, kapillerleri ve venülleri etkileyen bir mikroanjiyopati tablosudur. Mikrovasküler damarlarda oklüzyona bağlı olarak retina iskemisi, retinada hipoksisi ve sonuçta arteriovenöz şantlar (intraretinal mikrovasküler anomaliler-IRMA) ve retinadaki iskemik hipoksik dokudan salınan vasküler endotelyal büyüme faktörüne (VEGF) bağlı retinada ve optik diskte neovaskülarizasyonlar görülebilir. (Şekil 2)  Mikrovasküler damarlardaki sızıntıya bağlı olarak lokalize, diffüz retina ödemi görülebilir. (Şekil 3) Diyabetik olgularda körlük ve ileri derecede görme azalması gelişimi, diyabetik olmayan popülasyona göre yaklaşık 25 kat daha fazladır. Yapılan çalışmalar göstermiştir ki 25-65 yaşa arası diyabetik popülasyonda en sık kalıcı körlük nedeni DR ve DMÖ nedeniyledir.

Aslında DM’un göz komplikasyonları retinopati ve makülopati ile sınırlı değildir. Diyabetik göz bozuklukları (Diabetic Eye Disease) dendiğinde DR ve DMÖ yanısıra, katarakt ve glokom gibi görmeyi doğrudan etkileyen komplikasyonlar ve  oküler yüzey problemleri, kuru göz sendromu ve diyabetik sinir felçlerine bağlı paralitik şaşılıklar giibi görmeyi dolaylı olarak etkileyen komplikasyonlar sayılabilir.

Diyabetik retina komplikasyonlarının zemininde mikroanjiyopati, iskemi ve VEGF salgısındaki artış yatmaktadır. Bunun yanısıra, uzun süreli hiperglisemi durumunda ortamda fazla bulunan glukoz, proteinlerin serbest aminoasit gruplarına ve nükleik asitlere enzimlerin yardımı olmadan (non-enzimatik) kimyasal olarak yapışır ve proteolize dayanıklı, geri dönüşümsüz, anormal fonksiyona sahip bir takım maddelerin ortaya çıkmasına yol açar. Non-enzimatik glikozilasyon hipergliseminin yüksekliğine ve devam süresine bağlı olarak gelişen yavaş bir reaksiyondur. Hiperozmolalite, proteinlerin glikolizasyonu ve sorbitol metabolizmasının bozulması soncu katarakt, trabeküler ağda biriken matriks proteinlerinin etkisiyle aköz dışa akımının bozulmasıyla da glokom insidansları artar.(9)

DM’lu olgularda görme, en dramatik olarak DMÖ’ne bağlı olarak düşmektedir. Diffüz ve Fokal olmak üzere retinada kalınlaşma ve görme keskinliğinin en yüksek olduğu maküla bölgesinde retina tabakaları içinde sıvı birikimiyle karakterize DMÖ’nin tüm dünyadaki diyabetli olgularda insidansı, %6.8 olarak bildirilmiştir. DMÖ insidansı  diyabet süresi ile birlikte artış göstermektedir. Tip 2 diyabetlilerde 10 yılın üstünde DMÖ insidansı %14, 25 yılın üzerinde tip I diyabeti olanlarda ise %29 civarında bildirilmiştir. Tarafımızdan Batı Karadeniz bölgesinde yapılan bir kesitsel çalışmada sistemik ve demografik faktörlerin DMÖ gelişimi üzerine etkisi araştırılmış ve yapılan lineer regresyon analizinde, DM süresi 10-20 yıl arasında olanlarda DMÖ riskinin, 10 yıldan kısa süredir DM olanlara göre  2,58 kat daha fazla;  DM süresi 20 yılın üzerinde olanlarda DMÖ riskinin 10 yıldan az olanlara göre 2,77 kat fazla; BUN (kan üre azotu) değeri 23’ün üzerinde (laboratuar normali= 10-23) olanlarda, normal düzeylerde olanlara göre DMÖ riski 2,23 kat daha fazla; Yaşı 60’ın üzerinde olan hastalarda DMÖ riski, 60 yaş altına göre 1,41 kat daha fazla ve açlık Glukozu 126mg/dl’nin üzerinde olanlarda bu değerin altında olanlara göre 1,27 kat daha fazla DMÖ geliştirdiği saptanmıştır.

Türkiye’de Diyabetin en sık rastlanan komplikasyonlarından biri ve yetişkin körlüğünün de ana nedenlerinden biri olan diyabetik retinopatinin (DR) sosyal ve ekonomik sonuçlara etkisine ilişkin kayıtlı veri yetersizliği nedeniyle kanıta dayalı veri yoktur. DR algısını ortaya koymak üzere yakın tarihte endüstri desteğiyle DR Barometre Projesi yürütülmeye başlanmıştır. Bu projeyle diyabet sonucu görme kaybı olan kişilerin yanı sıra diyabetli olup görme kaybı riskini yaşayan kişilerin tecrübeleri ve hayat kaliteleri ile hastaların tanı ve tedavilerinde rol alan sağlık mesleği mensuplarının (aile hekimleri, göz ve diyabet uzmanları) perspektiflerinin ortaya konması hedeflenmiştir. Projenin amaçları olarak: Diyabetli hastaların ve hekimlerin DR’nin önlenmesi, taranması, gelişimi ve tedavisine yönelik farkındalığını artırmak; DR hastalığının yönetimi konusundaki uygulamaları saptamak ve ölçmek;  DR’li hastaları destekleyen programların ve hizmetlerin mevcudiyetini ve kapsamını ölçmek; DR ve görme kayıplarının sosyal ve ekonomik sonuçlarını değerlendirmek; DR’ye ilişkin ulusal sağlık politikalarına öneriler geliştirmek olarak belirlenmiştir. Bu projenin kalitatif verileri Arjantin, Bangladeş, Almanya, Japonya, Meksika, Romanya, Suudi Arabistan ve Uganda’dan oluşan 8 ülkeden; kantitatif verileri ise Türkiye’nin de dahil olduğu 41 ülkeden toplanmıştır. Çalışmanın Türkiye sonuçları özetlenecek olursa: Anketleri cevaplayan hastaların 47%’sinde komplikasyon yok. Komplikasyonu olanların ise %23’ünde görme kaybı; %19’ünde nöropati; %13’ünde böbrek yetmezliği; %13’ünde kardiyovasküler hastalık veya inme ve %3,1’inde ayak ülseri bildirilmiş. Komplikasyonu olmayan gruptaki hastaların çoğu görme kaybından endişe duyduklarını belirtmişlerdir. Diyabetik hastalar endişe düzeylerine göre: Görme kaybı korkusu (%28), ampütasyon korkusu (%24), böbrek yetmezliği korkusu (%23), kardiyovasküler hastalıklar veya inme korkusu (%15), nöropati korkusu (2,2%) olarak bildirilmiş. Görülmektedir ki komplikasyonlu olgular arasında en sık, hastaların endişeleriyle uyumlu olarak, ‘görme kaybı’gelişmektedir. Aynı çalışmanın göz hekimi yönelimine baktığımızda ise, oftalmologların diyabetik olgularda tedavi sonuçlarının iyileştirilmesine yönelik yaşanan zorlukları: 1. Hastaların geç tanı (%86) ile oftalmoloğa müracaatı; 2. Etkin olmayan göz tarama hizmetleri kullanımı (%54); 3. DR ve DME ile ilgili hasta eğitimlerine limitli erişim (%43) olarak ifade edilmiştir.

Saatci ve ark. 2009 yılında yürüttükleri çalışmada, Türkiye’de göz kontrolü için retina kliniği’ne müracaat eden diyabetik hastaların HbA1C farkındalığını araştırılmıştır.

750 hastalık tek merkezli bu çalışmada diyabetik hastaların sadece %14’ü HbA1C konusunda bilinçli bulunmuştur. Bu çalışmada, hastanın diyabetik tedavisinin çoğunlukla (%42) Aile Hekimleri tarafından yürütüldüğü; göz kontrollerine gelen hastaların %20’sinin herhangi bir sistemik takibinin olmadığı; buna karşın Aile hekimleri tarafından takip edilen diyabetik hasta grubunda HbA1C farkındalığının (%9) hiç sistemik takip yapılmayan gruptan (%10) bile düşük olduğu gözlenmiştir. Bu durum, sistemik glisemik kontrole aile hekimleri başta olmak üzere diyabet takibi esnasında yeterince önem verilmediğini işaret etmektedir. Türkiye’de diyabetik maküla ödemi kayıt çalışması (TURKDEM) sonuçları da Saatci ve ark.’nın verilerini destekler niteliktedir. Buna göre gözde maküla ödemi olan Tip 2  Diyabetli olguların % 74’ü antidiyabetik tedavi alıyor ancak  tedaviye rağmen HbA1C ortalaması (8.8) normal değerlerin çok üstünde bulunmuştur. Bu durum hastaların tedavi altında gözükmelerine karşın glisemik kontrolün yetersiz olduğunu işaret etmektedir. Benzer şekilde TURKDEM çalışmasında olguların %55’inin hipertansif olduğu, ancak bu hipertansif olgulardan sadece %78’inin antihipertansif tedavi aldığını ortaya konmuştur. Bu bulgular, gözde maküla ödemi gelişmiş olan diyabetik olgularda diyabet ve hipertansiyonun sistemik kontrolünün yetersiz olduğunu göstermektedir ve bu yönden tedbirlerinin alınmasının da gerekli olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. (Şekil 4-5).

 

 

Diyabetik Hastalarda Göz Taraması:

OECD, WHO, ICO gibi uluslararası kuruluşlar ve Türk Oftalmoloji Derneği (TOD), Diyabet Derneği gibi ulusal kuruluşlar diyabetik hastalarda göz taramalarının sıklığı konusunda genel olarak mutabıktır. Buna göre Tip 1 Diyabet tanısı alanlarda tanıdan 5 yıl sonra göz kontrolleri başlamalı ve her yıl tekrarlanmalıdır. Tip II Diyabet tanısı alanlarda ise ilk tanı konduğunda göz kontrolü mutlaka istenmeli ve eğer DR veya DM saptanmaz ise yılda bir göz muayenesi yapılmalıdır. Ancak hafif-orta proliferatif olmayan DR bulguları var ise 3-12 ayda bir (retinopatinin derecesine göre), Ağır proliferatif olmayan veya daha ileri retinopati varsa 1-3 ayda bir muayeneler tekrarlanmalıdır. Göz muayeneleri, gözlere dilatasyon ardından, bir göz hekimi tarafından ve stereoskopik oftalmoskopi ile uygulanmalıdır. Yurtdışında yüksek kaliteli fundus fotoğraflarının bir retina merkezine yönlendirilerek konunun uzmanı göz hekimlerince değerlendirilmesinin (Tele-tıp) en az oftalmoskopik değerlendirme kadar etkin olduğu bildirilmektedir. Türkiye şartlarında bu tarz Tele-tıp uygulamaları yerleşik değildir ancak gelecekte SGK ve Sağlık Bakanlığı önderliğinde bu tip değerlendirme merkezleri oluşturulabilir ve diyabetik göz taramalarına etkinlik kazandırılabilir.

TURKDEM çalışma sonuçları irdelendiğinde, hastaların büyük bir bölümünün (%70) göz doktoruna diyabet takibi yapan aile hekimi-dahiliye-endokrin uzmanı tarafından değil, kendi kendine veya başka bir göz hekiminin yönlendirmesi ile geldiğini göstermektedir. Bu bulgu, hastanın sistemik takibini yapan hekimlerce diyabetik komplikasyonlar yönünden göz takibine gereken ehemmiyeti göstermediğini işaret etmektedir. Bu hususa diyabetik hastaların sistemik takibini yapan hekimlerin özen göstermesi gerekir, çünkü kronik bir hastalık olan diyabette, hastalığın ve komplikasyonların erken tanısı ile uygun tedavi yaklaşımlarına erken başlama gelecekte oluşabilecek olumsuz sonuçların önüne geçebilir veya en azından geciktirebilir.

Düzenli göz kontrolleri ve sistemik kontrol sağlanmaz ise proliferatif diyabetik retinopati ve maküla ödemi başta olmak üzere diyabetik göz komplikasyonları sıklıkla ve erken dönemde ortaya çıkar ve gözde kalıcı görme hasarı bırakabilir.

Diyabetik Retinopati’nin Mali-Ekonomik Boyutu

Türkiye’de diyabete yapılan toplam harcamanın %74’ü komplikasyonlarına aittir ve bunun %5’lik kısmını retinopati oluşturur. Maliyet ile ilgili analizler genellikle güncel verilerin 2-3 yıl gerisinden gelmektedir. Mevcut durum değerlendirildiğinde Türkiye’de yakın gelecekte diyabetik retinopati/maküla ödemine bağlı maliyetlerin artış göstereceği öngörülebilir. Bunun nedenleri: 1)Türkiye’de Diyabet prevalanısındaki ve prediyabetik popülasyonda artış; 2) Diyabetik risk faktörlerinde artış (obesite-beslenme- fiziksel aktivite eksikliği, ve benzerleri); 3) Göz tarama programları ve sık göz kontrollerinin erken dönemde maliyetleri artıracağı beklentisi (ileri vadede maliyetleri azaltmasına karşın); 4) Koruyucu uygulamaların yaygınlaşmamış olması; 5) Diyabetik Retinopati/Maküla ödemi tedavisinde, alternatifi olmayan, yurtdışı ithalata dayalı ve çok yüksek maliyetli göz içi anti-VEGF enjeksiyonlarının yaygınlaşması; 6) Türkiye gerçekleri bağlamında, endüstriden bağımsız, Maliyet-Etkinlik (Cost-effectiveness) analizlerinin eksikliği.

Diyabetik göz komplikasyonlarının ve diyabete bağlı sağlık maliyetlerinde artışın  önlenmesi için: 1) Diyabetten koruyucu hekimlik çalışmalarının yaygınlaştırılması.

2) Sağlıkta Kalite Standartlarının bir parçası olarak Diyabetik Retinopati Tarama Programlarının etkinleştirilmesi 3) Diyabet takibi yapan Aile Hekimlerinin ve diğer hekimlerin göz kontrol taramaları yönünden bilgilendirilmesi 4) Diyabetik kontrolün bir indikatörü olarak HbA1C verilerinin E-Nabız portalı üzerinden erişime açılması veya göz hekimlerine SGK tarafından HbA1C istemi yapma hakkı verilmesi. 5) Hipertansif kontrolün sıkı denetlenmesi gerekmektedir.

Organizasyonel olarak alınabilecek tedbirler bağlamında ise:

  1. TUSEB altında yapılanan Türkiye Halk Sağlığı ve Kronik Hastalıklar Enstitüsü kapsamında SGK, Diyabet Dernekleri ve Göz Hekimlerinin de katkıda bulunacağı Endüstri etkisinden bağımsız Maliyet-Etkinlik (Cost-Effectiveness) analizleri planlanması, elde edilecek verilere göre proje ve planların yapılandırılması;
  2. Hasta ve hasta yakınlarının diyabet regülasyonu ve hangi durumlarda ve hangi sıklıkta göz hekimine müracaat etmeleri konusunda bilgilendirilmesi, bilinçlendirilmesi. Bu bilincin, diyabetik hastanın kendisi merkezde olmak üzere, ailesi ve yakınları, arkadaşları, sistemik tedavilerini yürüten doktorlar ve etraflarındaki çerveye de yerleştirilmesi gerekir.
  3. İlgi ve dikkat çekici Kamu Bilgilendirme Kampanyaları/Kamu Spotları yardımıyla verilmesi istenen mesajların hastaları bilinçlendirmek üzere kullanılması sağlanabilir.

 

 

Sonuç:

Sonuç olarak diyabet tarama programları ile prediyabetik (diyabet gelişmeye aday) hasta popülasyonu başta olmak üzere, hastalar 1.Tıbbi kontrol; 2. Ağırlık-kilo kontrolü; 3. Kalp sağlığı ve Hipertansiyon kontrolü; 4. İlaçların gözde düzgün kullanımı; 5. Poliklinikte göz muayenelerine gitme; 6. Sigara-Alkol kullanımının engellenmesi/zorlaştırılması yönlerinden kontrol altında tutulmalıdır.

 

KAYNAKLAR:

  1. IDF Diabetes Atlas, 7th Edition, 2015.
  2. Türkiye Diyabet Programı 2015-2020. TC Sağlık Bakanlığı, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Yayını, Ankara, 2014.
  3. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği. Diabetes Mellitus ve Komplikasyonlarının Tanı, Tedavi ve İzlem Kılavuzu, 6. baskı, Ankara, 2013.
  4. Satman I, Yilmaz T, Sengül A, Salman S, Salman F, Uygur S, Bastar I, Tütüncü Y, Sargin M, Dinççag N, Karsidag K, Kalaça S, Ozcan C, King H. Population-based study of diabetes and risk characteristics in Turkey: results of the Turkish diabetes epidemiology study (TURDEP). Diabetes Care. 2002;25(9):1551-1556.
  5. Satman I, Omer B, Tutuncu Y, Kalaca S, Gedik S, Dinccag N, Karsidag K, Genc S, Telci A, Canbaz B, Turker F, Yilmaz T, Cakir B, Tuomilehto J; TURDEP-II Study Group. Twelve-year trends in the prevalence and risk factors of diabetes and prediabetes in Turkish adults. Eur J Epidemiol. 2013;28(2):169-180.
  6. Sayin N, Kara N, Pekel G. Ocular complications of diabetes mellitus. World J Diabetes 2015 February 15; 6(1): 92-108. Global Prevalence and Major Risk Factors of Diabetic Retinopathy, Diabetes Care 2012 Mar; 35(3): 556-564.
  7. Yau JWY et. al. Global Prevalence and Major Risk Factors of Diabetic Retinopathy. Diabetes Care. 2012 Mar; 35(3): 556–564.
  8. Bozkurt H. Uzmanlık Tezi. Tez Danışmanı: Tunç M. Diyabetik  maküla ödemi gelişiminde sistemik risk faktörleri. Düzce, 2012.
  9. Epidemiology of diabetic retinopathy, diabetic macular edema and related vision loss, Eye Vis (Lond). 2015; 2: 17
  10. Diabetic retinopathy barometer study report. https://issuu.com/int._diabetes_federation/docs/dr-global-report-1
  11. Eldem B, Ozdek S, Saatci AO, Ozmert E, Ulay E, Nomak G. Clinical Characteristics Of Patients With Newly Diagnosed Diabetic Macular Edema In Turkey: A Real-Life Registry Study – TURK-DEM. https://www.hindawi.com/journals/joph/aip/3596817
  12. Karahan E, Özkara E, Öner FH, Saatci AO. HbA1c Awareness in Turkish Diabetic Population at a Tertiary Setting. Turkiye Klinikleri J Med Sci 2009;29(4):927-31.
  13. https://nei.nih.gov/health/diabetic/retinopathy
  14. https://www.oecd.org/els/health-systems/50080632.pdf
  15. Tunç M, Onder HI, Kaya M. Posterior sub-Tenon’s capsule triamcinolone injection combined with focal laser photocoagulation for diabetic macular edema. Ophthalmology. 2005 Jun;112(6):1086-91.

Diyabetik Göz Hastalığı dediğimizde şeker hastalığına bağlı olarak gözde gelişen hastalıklar grubunu anlıyoruz.

Diyabetik Göz Hastalığı kapsamında görmeyi doğrudan etkileyen komplikasyonlar:

  1. Diyabetik Retinopati (DR)
  2. Diyabetik Maküla Ödemi (DMÖ)
  3. Katarakt
  4. Glokom

Diyabetik Göz Hastalığı kapsamında görmeyi dolaylı olarak etkileyen komplikasyonlar:

  1. Oküler yüzey problemleri
  2. Kuru Göz

3 Diyabetik sinir felçleri ve şaşılık

Giriş

Teknolojinin gelişimi ve yaygınlaşmasıyla, göz ve orbita tümörlerinin tedavisinde radyoterapi artan bir oranda kullanılmaya başlanmıştır. Göz tümörlerinde radyoterapi kullanımında amaç, tümör kontrolü yanında, gözün,  görme işlevinin ve kozmetik görünümün korunmasıdır. Radyoterapinin fonksiyonel ve kozmetik avantajları yanında, göz dokularında yaratabileceği olumsuz etkiler nedeniyle dolaylı bir şekilde görme işlevini olumsuz etkileyebilmesi, klinik uygulamalarda bir korku unsuru olmaktadır. Radyoaktif ışınıma maruz kalma, gözdeki çeşitli dokularda farklı birtakım etkiler oluşturmaktadır. Bu bölümde, kapsam itibariyle sadece radyasyon retinopatisine yer verilecektir.

Radyoterapi göze çeşitli yöntemlerle uygulanabilir, bunlar:

  1. Brakiterapi (Plak tedavisi: 125I, 60Co, 106Ru, 103Pd veya 192Ir)
  2. Teleterapi (Yüklü parçacıklar: proton, helyum)
  3. Dışarıdan (eksternal) radyoterapi
  4. Stereotaksik radyocerrahi (Gamma knife®, Cyberknife®)

Bu yöntemlerde ışınımın gücü ve cinsi gözdeki ve dolayısıyla retinadaki olumsuz etkilerin büyüklüğünde belirleyici olacaktır. Örnek vermek gerekirse Kobalt 60 (60Co) kullanılan plaklarda periferik göz dokuları radyoaktif iyot (125I) kullanımına göre daha fazla etkilenecektir. Rutenyum (106Ru) kullanımında çevrel dokuların etkilenmesi daha az olmakla beraber, ışınımın etkinlik menzilinin çok kısa olması sebebiyle özellikle kalın tümörlerde tedavi edici etkinlik sınırlı olmaktadır. Diğer bir ifadeyle tedavi ve komplikasyonlar arası dengenin gözetilmesi yönünden uygun radyoterapi yönteminin ve dozunun seçimi, tedavinin etkinliğinde önemli bir unsurdur.

Etyoloji ve Patojenez

Radyasyonun Dokuya Etkileri: Radyasyon esas olarak doğrudan mutajenik etki ve dolaylı olarak açığa çıkan serbest radikaller ve ikincil mesajcılar yoluyla oluşan etkilerdir. Bu etkilerin şiddeti, radyoaktif kaynağa, total ışınım miktarına (doza), ışınımın etkilediği bölgenin genişliğine, uygulama sıklığına ve ışınıma maruz kalınan süreye göre değişmektedir.

Uygulanan radyasyon dozu, rad veya santiGrey (cGy) olarak ifade edilir (1 rad = 0.01 J/Kg = 0.01 Gy = 1 cGy). Esas olarak retinanın duyusal dokusu radyasyona oldukça dirençlidir; iyonize radyasyonun dokular üzerindeki temel olumsuz etkisi kan damarlarında kapanma oluşturması yoluyladır.  Bu etki tümör üzerinde sınırlı kaldığında tümörde nekroz ve gerilemeye yol açarken, geç dönemde, tümör dışı retinada iskemik bir vaskülopatinin gelişimine de neden olabilir. Bu iskemik vaskülopatide öncelikle retinayı besleyen damarlarda endotel hücre kaybı ve perisitlerde harabiyet gözükür. Damarsal değişiklikler ilk olarak kapillerlerde başlar. Hücre destek dokusundan yoksun olan kapiller damarlarda başlangıçta mikroanörizmalar oluşur ardından kan akım dinamiğindeki değişmeler ve damarlarda iltihabi hücre infiltrasyonu kapiller tıkanmaya ve retina dokusunda iskemiye yol açar. Kapiller  tıkanma gölgesinde histopatolojik olarak damarlarda hyalin dejenerasyon oluşur. Oluşan iskemi neticesinde ortaya çıkan mediatörler ve lokal doku hormonları (VEGF, FGF, TGF, Lökotrienler, vb) yeni damar oluşumlarını indükler ve radyasyon retinopatisi gelişir.

Radyasyon retinopatisi gelişimi için eşik radyasyon değerleri net olarak belli değildir.  Dışarıdan radyoterapi uygulanan tiroid orbitopatili olgularda, dozlara bölünmüş bir şekilde toplam 2000 cGy’in güvenli olduğu saptanmıştır. (Donaldson) Seans başı 200 cGy’in üzerine çıkmadan yapılan uygulamalar radyasyon retinopatisi gelişimini önleyebilir.  Merriem ve ark.,( )  retinada toksik değişikliklerin başlaması için eşik değeri 3000 cGy (30 Gy) olarak öngörmüştür, göze uygulanan radyasyon dozu 7000 cGy’e (70 Gy) ulaştığında ise  gözlerin %85’inde birkaç ay içerisinde radyasyon retinopatisi ortaya çıkmaktadır.  Günümüzde tümörlerin radyosensitivitesini artıran bazı yardımcı ajanların tedaviye kombine edilmesi ve bazı kemoterapötik ajanlar (örneğin doksorubusin) radyasyon duyarlılığını artırarak daha düşük dozlarda radyasyon retinopatisi gelişimi ile sonuçlanabilir. Bunun yanında tümör çevresini radyoaktif ışınımdan koruyucu stratejilerin uygulanması radyasyon retinopatisi gelişimini önemli ölçüde önleyebilir.

 

Klinik Bulgular

Radyasyon retinopatisi, genelde radyasyona maruziyet sonrası 6 ay ila 3 yıl içerisinde gelişir, ancak 3 yıldan çok sonra gelişen olgular da bildirilmiştir. (Amoaku ve Archer)  Radyasyon retinopatisi klinik olarak ilk defa Stallard tarafından 1933 yılında göze radyum çekirdeği uygulaması sonrasında tanımlanmıştır.  Radyasyonun yarattığı kronik hasar, retina damarlarında yapısal değişikliklere ve sonuçta mikrovasküler tıkanmayla iskemi gelişimine ve damar geçirgenliğinde artışa yol açar. Retinada oluşan iskemi sonucunda sinir liflerinde infarktlar gelişir;  ardından retinada eksudasyon ve hemorajiler oluşur. (Şekil 1) Retinadaki bu görünüme tıkanmış damarların oluşturduğu hayalet damar görünümleri, damarlarda kılıflanma, mikroanevrizmalar, damarlarda kıvrımlanma artışı ve telenjiektaziler eşlik edebilir. Tablonun devamında yeni damar oluşumlarının yaygınlaşması, optik nöropati, neovasküler glokom, vitreus hemorajisi ve kalıcı görme kaybı gelişir. Neovasküler glokom ve iltihabi değişiklikler de gözde şiddetli ağrıya yol açabilir.

 

Radyasyon Retinopatisi Klinik Tanı ve Evrelendirme

Her ne kadar pratikte fazla kullanım yeri bulmasa da radyasyon retinopatisi prognoza dayalı bir şekilde Finger ( ) tarafından evrelendirilmiştir. (Tablo-1)

Evre I’de maküla dışında yerleşik retinopati bulguları vardır, bu evrede merkezi görme korunmuştur ve görsel prognoz iyidir (düşük risk).

Evre II, benzer patolojik bulguların makülada görülmesiyle saptanır ve görmenin korunmasından ancak ihtiyatla bahsedilebilir (orta risk grubu).

Yerleşime bakılmaksızın, retinada yeni damar oluşumlarının bulunması Evre III’ü ifade eder; bu olgular tedavi uygulansa bile görme keskinliğinin tekrar kazanılması için ciddi bir riske ve kötü prognoza sahiptir (yüsek risk).

Vitreus hemorajisi ve geniş retina iskemi alanları Evre IV’ü ifade eder ve bu olgular daha kötü bir görsel prognoza sahiptir; vitreus kanaması, yarattığı bulanıklıkla, lazer fotokoagülasyon uygulamasını ve radyasyon retinopatisinin takibini kısıtlar.  Bu dönemde neovasküler glokom da gelişebilr ve bu süreç gözün kaybı ile sonuçlanabilir (çok yüksek risk).

 

 

Radyasyon Retinopatisinde Tedavi ve Prognoz

Radyasyon retinopatisinin tedavisindeki zorluklar nedeniyle, tedavide esas olan, baş-boyun bölgesine veya özgün olarak göze uygulanan radyoterapilerde radyasyonun tümör dışındaki göz dokusuna etkilerini sınırlayıcı koruyucu tedbirlerin alınmasıdır.

Erken dönemde, radyasyon retinopatisi iskemik alanlara uygulanacak lazer fotokoagülasyonu ile tedavi edilebilir. Zamanında uygulanacak tedavi ile mikroanjiyopati gelişimini gerileyebilir. Buna karşın, radyasyona bağlı makülopati oluştuğunda, tedaviye hızla başlanması bile morfolojik hasarı ve görmede azalmayı geri döndüremeyebilir.

KAYNAKLAR

  1. Donaldson SS, Bagshow MA, Kriss JP. Supervoltage orbital radiotherapy for Graves’ ophthalmopathy. J Clin Endocrinol Metab 1973;37:276-85.
  2. Merriam GR, Szechter A, Focht EF. The effects of ionizing radiations on the eye. Front Rad Ther Oncol 1972; 6: 346-85.
  3. Amoaku WMK, Archer DB. Fluorescein angiographic features, natural course and treatment of radiation retinopathy. Eye 1990; 4:657-667.
  4. Finger PT, Kurli M. Laser photocoagulation for radiation retinopathy after ophthalmic plaque radiation therapy. Br J Ophthalmol 2005;89:730-8.

 

Evre Fundus Bulguları Yerleşim Görsel Risk
I Yumuşak eksuda, retinada hemorajiler, mikroanevrizmalar, hayalet damarlar, sert eksuda, koryoretinal atrofi, koryoidopati,  5 disk çapından küçük retina iskemisi, uveal effüzyon  

 

Makula dışı

 

 

Hafif

II         Yukarıdaki bulgular Makula yerleşimli lezyonlar  

Orta

III Yukarıdaki bulgulara ilave olarak:

-Retinada yeni damar oluşumları

ve/veya

-Belirgin makula ödemi

Makula ve/veya makula dışı  

Yüksek

IV Yukarıdaki bulgulara ilave olarak:

-Vitreus hemorajisi

ve/veya

-Retinada 5 disk çapından geniş

retina iskemisi

Vitreus,

makula ve/veya    makula dışı

 

Çok    Yüksek

 

TABLO – 1: Radyasyon retinopatisinin evrelendirmesi (R)